Haber Detayı
09 Mayıs 2017 - Salı 09:31
 
Cennette gezinti!
Van Gölü’nün bilinmeyen güzelliklerinin tanıtımı için Tatvan Liman Başkanlığı öncülüğünde ve Van Ticaret ve Sanayi Odası (Van TSO) organizasyonu ile gezi düzenlendi.
KÜLTÜR Haberi
Cennette gezinti!

Geziye, Tatvan Liman Başkanı Abdurrahman Aki, Van Ticaret ve Sanayi Odası (VANTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Necdet Takva, VANTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yavuz Karaman, Van Ticaret ve Sanayi Odası (VANTSO) yönetim kurulu üyeleri, Bitlis Eren Üniversitesi Rektör yardımcısı Mehmet Demirtaş, Bitlis Eren Üniversitesi Din Bilimleri Dekan yardımcısı Zahit Koldaş, Bitlis Eren Üniversitesi  Özel Kalem Müdürü Oktay Subaşı, Van Deniz Ticaret Odası Başkanı Nevzat Aydın ve diğer davetliler katıldı.
Düzenlenen gezide Gevaş’a bağlı Altınsaç mahallesi, Ağin Kalesi, Ağin Kilisesi, İnköyü, Deve Boynu Adası, Deve Boynu Kilisesi ve Tatlı su şelalesi ziyaret edildi.

 

“TARİHİ DOKU ZARAR GÖRMESİN”
Gezi sırasında bir açıklama yapan Tatvan Liman Başkanı Abdurrahman Aki, tarihi dokuya herkesin dikkat etmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:
“Bir kere muhakkak ulaşım deniz yoluyla olmalıdır. 460 km Van Gölü’nden sorumluyuz. Bizim Van Gölü’nü aslında keşfetmemiz lazım. Van Gölü’nde öyle koylar var ki, o koyları başka bir yerde bulamazsınız, kendine özgüdür. Nebati ve tarihi dokusuyla Van Gölü kenarında her birinin ayrı bir güzelliği ve tarihi var. Dolayısıyla sadece Akdamar’dan ibaret değildir. Buradaki deniz sektörünün büyümesi için Altınsaç, Ağin ve İnköy dediğimiz bölgelere iyi bir gözle, ticari bir gözle bakılması lazım. Buralara yatırım gelmesi lazım. Tarihi dokuya dokunmadan bunu yapmak lazım. Ulaşımı denizden yapmak gerekiyor ki hem deniz sektörü gelişsin hem de o bölgedeki güzellikler ortaya çıksın. Van’da bir farkındalık yaratmalıyız. Van, Tatvan, Erciş, Adilcevaz bu kıyıda yaşayan herkes arkamızı dönmüşüz ve küs yaşıyoruz. Bizim denize dönmemiz lazım, denize neler verdiğimize bakacağız. Denizden ne alabiliriz? Bu deniz başka bir toplumun elinde olsa burayı çok farklı göstereceklerini hepimiz biliyoruz. Van’dan Tatvan’a deniz yoluyla ulaşımı çok rantabl görmüyoruz. Turizm noktasında bölgesel olarak çok daha faydalı olur. Karayolları çok gelişti 1 saatte Van’dan Tatvan’a gidiyoruz. Deniz yolu olsa bu 3 saati bulur. Bunlar insanları yoracak. Bizim istediğimiz günübirlik turizm noktasında gemilerin çoğalması gerekiyor. Halkı denizle buluşturmamız lazım. Yanaşma iskeleleri yapılması lazım bu alanlara. Bunun için biz de uğraş veriyoruz. Özellikle Van’da Ulaştırma Bakanlığının yapmış olduğu çok büyük bir marina var. Dolayısıyla gemi barınakları ile ilgili bizim bir sıkıntımız kalmadı. Bizim istediğimiz kamu veya özel, buraların halka açılması ve turların çoğalması gerekiyor. Her gün onlarca tur yapılması temennimizdir.”

 

“KARAYOLU OLMASIN”
Bitlis Eren Üniversitesi Özel Kalem Müdürü Oktay Subaşı da tarihi dokuya dikkat çekerek, bölgeye karayolunun gitmemesi gerektiğini ifade etti.
Subaşı, şöyle dedi: “Özellikle Akdamar Adası’nın üst kısmından başlayıp Tatvan’a, Reşadiye’ye kadar uzanan bir koy grubu var, buralar gerçekten çok ama çok muhteşem yerler. Ağin, İn köyü, Altınsaç koyu, buralar gezilip görülmesi gereken yerler. Buralar çok bakir yerler çok tanınmıyor. Buralar tanınırsa Van ve bölge için çok faydalı olur. Mavi turda gezilen yerler buradan daha güzel yerler değil. Bir kere buralar daha tüketilmemiş, en güzel tarafı bu. İnsanların burayı tahrip etmesinden korkuyorum. Sonuçta bu güzellikleri, buraları bölge halkının daha iyi bilmesi gerekiyor. Ulaşım konusunda şöyle bir endişemiz var; Ağin mezrasına karayolu ile ulaşım yok, İn Köyü’ne kadar var. Oradan patika bir yolu ile Ağin’e ulaşılıyor. Araçların burayı tahrip edeceği endişesi oluştu. Bence de buranın ulaşımı sadece deniz yolu ile olmalı, araç girmemelidir. Mutlaka buraların tanıtılması gerekiyor. Eğer iyi bir tanıtım olursa sadece insanlar yurt içi ve yurt dışından burayı görmek için Van’a gelir.”
 

BİLİNMEYEN HAZİNE
Bitlis Eren Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Demirtaş da yetersiz tanıtımdan yakınarak, şunları söyledi: 
“Van Gölü havzası bir büyük hazinedir. Bu hazinenin yeterince tanıtılmadığı ortadadır. Dünyada bu kadar büyük bir hazineye sahip olan bir başka ülke yok. Bu havza tarihi ve turistik yerleri olan bir havzadır. Nemrut krater gölü ve Van Gölü havzasındaki koylar el değmemiş bakir koylardır. İnsanlar bunların farkında değiller. Bu durum kar mıdır zarar mıdır? Tartışılır. Zarar da olabilir, insanlarımız çevre bilincine sahip olmadığı için kısa süre içinde çevreye zarar veriyorlar. Koruma tedbirleri yeterli olursa tanıtılması gerekiyor. Her şeyden önce yerel yönetimlerin kendi üzerine düşeni yapması lazım. Zaten çağımızda en önemli gelir kaynakları arasında turizm yer alıyor. Bizim bölgemiz Türkiye’de özel bir yerde turizm açısından hatta dünyada sayılı bölgeler arasında yer alıyor. Buranın tanıtımı yapılırken koruma tedbiri de alınmalıdır. Kâğıt üzerinde bir takım düzenlemeler yetmez, bu düzenlemelerin aktif bir biçimde uygulanması gerekiyor. Örneğin bir yer sit alanı ilan ediliyor, sit alanı ilan edildikten sonra tahribat devam ediyor. Normalde bir yer sit alanı ilan edildikten sonra oraya hiçbir şekilde dokunulmaması icap eder. Bizde böyle olmuyor sit alanı ilan edilen bölgelerde belli oranlarda yapılaşmaya izin veriliyor. Orada koruma tedbirleri kâğıt üzerinde var ama pratikte sıfır maalesef. Yaptırım uygulanması lazım. Bu koydaki kiliselerin büyük bir bölümü tescilli değil. Yani burada siyasi sebepler var. Akdamar Adası ve Kilisesi Van turizmini tek başına ayakta tutuyor. Burada Sen George manastırı, Göllü, Ovası da var. Bu bölge de piskoposluğun merkezidir. Bütün buradaki Kilislerin merkezidir. Göllü ovası Van ile Tatvan arasında bir ovadır. Çarpanak adası da var, İn köyü de var. Bu bölgenin en büyük kilisesi Sen George manastırıdır. Şöyle düşünmek lazım kilise, cami, medrese, köprü gibi tarihi yapılar insanlığın ortak mirasıdır. Bunlar hiçbir ırka, hiçbir dine, mezhebe mal edilemez, sınırlandırılamaz. Biz Müslüman’ız ama kiliseler de bizimdir. Bizim dinimiz mabetleri korumayı bize emrediyor. Yani empati yaptığımızda camiler ne denli bizim için değerliyse gayr-ı Müslimler için de onların ibadethaneleri böyledir. Burada dediğim gibi Ermenilerle ilgili siyasi çekinceler var. Fakat şu kesin ki kiliselerin korunması Ermenilerin tehdidini arttırmaz, aksine azaltır. Çünkü ülkemiz aleyhine antipropaganda yapılıyor. Özellikle propagandanın kaynaklarından birisi de budur. Mabetlerimiz yok ediliyor söylemli propagandalar yapıyorlar. Dolayısıyla meseleye tersinden bakmak gerekiyor. Biz bir şeye bakmayınca o yok olmuyor. Gözümüzü kapatsak da yok olmaz. Dolayısıyla varsa onun muhakkak korunması ve gelecek nesillere aktarılması lazım.”

 

“VAN DENİZİNDE YÜZMEDEN ÖLMEYİN!”
Geziye dair sloganlarının “hiç kimse Van Denizi’nde yüzmeden ölmesin!” şeklindeki olduğunu paylaşan Van TSO Başkanı Necdet Takva da, şöyle konuştu: 
“Bu gezi, Abdurrahman Bey’in daveti ve planlaması şeklinde gerçekleşti. 5-6 ay önce Van TSO bünyesinde Deniz Ticaret Odası temsilciliğini oluşturduk. Bu temsilcilikle beraber Van aslında kurumsal olarak bir deniz kenti unvanını da kazanmış oldu. 2004 yılından beri Tatvan’da bulunan liman başkanlığının da daha sonra belli bir oranda aktiviteleri Abdurrahman Bey’in gelişi bölge insanı olmasıyla beraber, bölgeye duyduğu hassasiyet bizi bu gezide birlikte hareket etmeye itti. Doğrusu uzun zamandır planladığımız ama gerçekleştiremediğimiz bir geziydi. Ama bu tekne gezisi ile Gevaş’tan başlayan gezide anladık ki Van denizinin sadece bir Van denizi olmadığı, koylarıyla, kıyıdaki muhteşem doğasıyla, karlı dağlarla beraber muhteşem yeşil vadilerin de olduğu, muhteşem sahillerin bakir kalmış alanlarıyla muhteşem bir coğrafyaya tanıklık ettik.  Ben büyülendim diyebilirim. Bütün dünyayı bu güzelliklerle buluşturmanın yollarını aramamız lazım. Bizim bu bakir alanları dünyaya anlatmamız lazım. Bizim de bu isteğimiz güçlendi. Biz kıyıdan ayrılırken bile tanıtıma başladık. Hem yakın çevremize hem de sosyal medyada buraları anlatmaya başladık. Tamamıyla bu tanıtımı Van TSO’nun yapması mümkün değil. Bütün kurumların, bütün bireylerin, coğrafyada yaşayan insanların burayı tanıtması ile ilgili zorunluluklarımız ortaya çıktı. Şunu söyleyebilirim bir önceki gün gibi değiliz. Çok daha farkında, çok daha bilgilerle donanmış, keşfedilmiş alanlarla ilgili bilgilerle donanmış bir haldeyiz. Bir sonraki gün de bu durumda olmayacağız daha çok anlatacağız buraları, daha çok tanıtacağız. Çektiğimiz görüntüleri, fotoğrafları başka insanlara ulaştırma çabasında olacağız. Eminim siz basın mensupları da öyle davranacaksınız. Sorumluluklarımız var, bu dünya harikası doğayı insanlara anlatmak zorunluluğumuz var. Van Denizi, sadece Akdamar Adası ile sınırlı bir bölge değil. Van Denizi dünyanın tepesindeki denizdir. Sloganımız da şuydu; ‘Hiç kimse Van Denizi’nde yüzmeden ölmesin’ Bu şifalı suda yüzmeden, bu koyları görmeden bu coğrafyaya yüz dönmesinler diyorum.”

 

“TURİZM BİTME NOKTASINDA…”
 Grand Deniz Turizm İşletme Sahibi Hikmet Deniz de, turizmde yaşanan sıkıntıya dikkat çekerek, şunları kaydetti:
“20 yıldan bu yana turizm sektöründeyim. İki yıldan beri turizm Van’da neredeyse bitme noktasındadır. Bölgedeki olaylar, çatışmalar, turizmi bitme noktasına getirdi. İnşallah bu kötü günler geçer, Van yine canlanır. 2 yıl önceye göre çok kötüyüz. Geçen yıl sezonun yarısında itibaren yüzde 95’lerin altında zarara uğradık. Bu sene de hala durum kötü.  Bir buçuk yıl oldu tesislerimizde yabancı turist görmemişiz. 2 yıl önce nereden bakarsanız günde 5 tur yabancı turlarımız vardı. Avrupalı, Amerikalı, Japon’u hep Van’a gelirdi. Bu yıl bu söz ettiğim yerlerden daha bir turist görmedik. Geçen sene Mart ayında itibaren dağcı grupları ağırlıyorduk. Günde 2-3 grup bu sene onlar da gelmedi. Van’a gelen turistlerin yüzde 90’nı Akdamar’ı ziyaret ediyorlar. Onlarda Grand Deniz’den adaya geçiyorlar. Bizim bir sıkıntımız da şudur: Özel idareden Van Büyük Şehir Belediyesi’ne geçen deniz otobüsleri, Edremit’ten Adaya yolcu taşımakta onlar bizi çok zarara uğrattı. Bu konuyu Sayın Genel Sekretere ilettim, bir toplantı yapacağız umarım bu durum da düzelir. Kendi yağımızda kavruluyoruz. İnşallah barışın yeniden bölgeye gelmesi ve turizmin canlanması ile yerli turist de gelir yabancı turist de gelir. Kimse cesaret edip bölgeye gelemiyor bu süreçte biz de barışın gelmesi için elimizden geleni yapmaya hazırız.”
Grup, akşam saatlerinde Grand Deniz Turizm İşletmesi’ne ait vapurla tekrar Gevaş’a geri döndü.
Haber: M. Selim KURT

Kaynak: (Prestij Haber Merkezi) - Prestij Haber Merkezi Editör: M.Selim Kurt
Etiketler: Cennette, gezinti!,
Haber Yazılımı